Anasayfaya
<< Açık Şuura Giden Yol >>

<< Makaleler 01 >>


0021. Skvo:

“Sıralanma Mefhumu”.

 

Kuvvetli bir mefhumu buldum – “hayatımda sıralanma var”. Sanki “hayatın çizgisi” olan bir şey vardır. Herşey değişebilir, fakat yine de bütün hayatın içinden sanki uzatılmış bir şey var. Ki, eğer dün ayağıma bir çürük koyduysam, bugün o çürükle uyanacağımı biliyorum. Aynen öylece biliyorum ki, dün kederlenmiş bir varlık idim ve bugün de AYNI varlık olduğumdan eminim. Benzer şekilde herşeyi biliyorum – bana has özelliklerin, imkanların imkansızlıkların bende var olduklarını, bir zamanlar okula gittiğimi, evli olduğumu, çocuk doğurduğumu. Bende, bundan hiçbir yere sığınılamayacağı hakkında ve bu yerde şu an var olan algılar birikiminin “şahsi tarih” denilebilen olayların sırayla gelişmesinin sonucu olduğu yolunda katı mefhumlarım vardır.

Araştırmaya başladım ve bu mefhumun bağılık ve diğer birçok kederlenmelerin temelinde yattığını gördüm. Dün ve önceki gün nasıl olduğunu biliyorum ve bugün de aynısının olacağından eminim, ki bugün – dünün “devamı”, demek bugün yaklaşık aynısı olmalı, ki bu, hep aynı oğlan, ben ise – hep aynı kız. Dün nelerin olduğundan hiçbir şeyi bilmediğimi tasavvur ettiğim zaman, bağılılık kayboluyor – hiçbir tasavvur, hiçbir beklenti yok. Harikulade bir tecrübe ortaya çıkıyor – her şey bir saniyede doğuyor, sadece “şimdi” var. Bunun bir kendini aldatma olduğu hakkında fikirler doğuyor, ki dün nelerin olduğunu BEN GERÇEKTEN BİLİYORUM. Bu “gerçekten biliyorum”a dikkatle bakmaya başlıyorum. “Bu oldu” fikri var, fakat bu “oldu”nun kendisi nerede? Ve bundan fazlası – “bağlantı”, “sıralanma” kavrayışı nerede? “Ben kıskançlığı gideremedim” fikri var ve şu an kıskançlık vardır, fakat bu, onu yaşamak zorundayım demek mi oluyor? Belki de tam tersine – ben şu an gayret edemiyor ve onu gideremiyorum, çünkü bu “sıralanmayı” öylece alıp kırmak imkansız olduğundan “ilerlemenin” ancak “derece derece” olabileceğinden eminim? Kavrayışların katı sıralanması hakkındaki tasavvur hiçbir temele dayanmıyor, ben sadece öyle sanmaya alıştım – günden güne bu sıralanmanın ve kaçınılmaz dereceliğin varlığına olan inancımı destekliyorum.

İçinden kırmızı hat ile “sıralanma”nın geçtiği bir “tünel” imajı vardır – geçmiş hakkında düşünürken işte böyle bir imaj doğuyor. Bu tünelin içinde yapılabilecek tek şey – daha hızlı koşmak, ileri atılmak, fakat “sıralanma” nasıl var idiyse aynen öyle de kalacaktır, ben onu geriye çeken lastikli bir bez parçasını gerer gibi peşimden sürüklemek zorundayım. Bir anda, bunun sadece böyle düşünmek alışkanlığı olduğunu ve aslında hiçbir “sıralanma” kavrayışı veya “geçmiş” kavrayışı olmadığını anladım, bunun yerine sadece “sıralanma” fikri ve “bu vardı” fikri var, ve “ayak ağrıyor” duygusu – bu, işte şimdi var olan bir duygu, “ayak ağrıyordu” duygusu ise şimdi yok, sadece “ayak ağrıyordu” fikri vardır. O zaman başka bir imaj doğdu – sanki etrafımda birçok kapı var ve her birinin ardında – yeni hayat. Bu özellikle yeni hayat, tam bir gerçek doğuş, abartısız ve benzerliksiz. Kapıyı açtığım ve içeri girdiğim zaman geride hiçbir şey, hiçbir tarih kalmıyor.

Gelişmenin bir aşamasından diğerine sıralı bir şekilde geçen dolgun bir varlık kavrayışı yoktur. Sadece, bu varlığın var olması hakkında bir mefhum vardır. “Çizgi” kavrayışı yok, sadece işte şu an algılanan bir şey vardır, ve bu anlayışa ES’ler eşlik ediyorlar, halbuki hayatın “rabıtalı bir çizgisellik” gibi telakki edilişi ağırlık gibi yaşanıyor – sanki bir yükü taşımak lazım. “Sıralanma” kavrayışı yok – sadece böyle bir kelime, böyle bir fikir vardır. Bu fikir giderilirse, bu “sıralanma” nerede var olacak? O, sadece bir fikir olarak fikir ile “beraber” kayboluyor.

Hiçbir insan rüyalarında geçen olayları şahsi tarihinin bir parçası saymıyor, hiçkimse uykuda gördüklerini ve yaşadıklarını otobiyografisine dahil etmiyor. Eğer kocam beni aldatmışsa, ben yarım yıl daha bunun acısını yaşayacağım, fakat bu, rüyada olmuşsa, ben beş dakika sonra bunu artık unuturum, çünkü rüyalar dünyasına tutarlılığı (sıralanmayı) isnat etmek gibi bir alışkanlığım yok. Eğer sen, “rüya – bir işaret, bir talimat” mefhumunun yükü altındaysan, o zaman rüya “sıralanmanın” bir parçası olur ve uyandıktan sonra onun ne anlama geldiğini düşünerek daha uzun bir zaman içinde ıztırap çekeceksin. “Uyanıklık” dediğimiz algıların takımında sıralanmayı tahmin etmek için sebeplerin bulunduğuna ben katılıyorum – “yarım yıl önce penceremden evi görmüştüm” fikri var, “dün aynı evi gördüm” fikri var, ve şimdi de onu görüyorum. Fakat, birincisi, bunu görme algılarından ve diğer fiziksel duyulardan duygular, fikirler, arzular, ES’ler alanına mekanik olarak taşımak için bir sebep var mı? Sebep yok – bu tamamen farklı kavrayış grupları, ve böyle ancak tekdüze yaşayanlar, kalıplara göre düşünen ve hissedenler, araştırmak, değişmek arzusunu duymayanlar zannederler. Sevinçli arzulara uygun olarak kavrayışlarını değiştirmek için ısrarlı ve kararlı bir şekilde gayret eden ise, mekanik insanın kayıtsız şartsız gerçek ve tesrübesiyle doğrulanan bir olgu olarak saydığı bu sıralanma mefhumunu artık kabul etmez – pratik eden insanın tecrübesi farklıdır, ve bu tecrübeye dayanarak onun oluşturduğu tasvvurlar da “sıralanma” mefhumuna ters düşerler. Bir sonraki tecrübenin kazanılmasıyla tasavvurların evrimi devam eder.

Evin tuğlalar dizimi olarak algılanmasının tecrübesi vardır, devam eden zaman içinde ise ansızın birbirinden ayrılmaz iki kavrayış meydana geldi: evi tuğlalar dizimi olarak kavrayış artı Üstün Mutluluk saçan güneşli bir kütle olarak. Ve acaba şimdi bu daha önce algıladığım aynı ev mi? Acaba BU YER aynı bir yer mi, sadece “daha gelişmiş”? “Evi, tuğlalar olarak algılayan ben” ve “evi, tuğlalar olarak ve Üstün Mutluluk olarak algılayan ben” kavrayışlarını bu sıralanmanın varlığı mefhumu dışında aralarında bağlayan ne? Bu soruda henüz açıklık yoktur, fakat ben gayret edebilir ve işte şimdi doğabilirim. Doğum nedir? Neden özellikle başka bir bedenin içinden çıkmaya doğum adı verilmiştir? Bu, mefhum değil mi acaba? “Dünyaya gelmek” ne anlama geliyor? Acaba bu, dünyalar dolusu yeni kavrayışların ortaya çıkması demek değil mi? Acaba, ES’ler dünyasının meydana gelmesi, beden dediğimiz hislerin belirmesinden daha önemli bir şekilde yaşanmıyor mu? O halde neyi doğuş ve neyi yeni hayat saymalı?