Anasayfaya
<< Açık Şuura Giden Yol >>

<< Makaleler 01 >>


0013. Vaşak:

“Bodhi’yi Şahsen Kavrayış (Sene 2002).”

 

Bodhi ile, eğer internet aracılığıyla değil de şahsen irtibatta bulunmaya başlarsan, benim karşılaştığım zorluklarla senin de karşılaşman mümkündür. En azından birçok kişide kendimde izlediklerimin hemen hemen aynısını farkediyorum. Benim makalem bunu anlamak için belki de yardım eder.

O’nun edebi hikayelerinden çıkardığın izlenimler gerçek hayatta tamamen zıt olabilir. Ben, Bodhi’yi ilk defa gördüğüm zaman onun, bana göre, gayet düşmanca olan tavırlarına hayret ettim. Bu davranış, sadece bana karşı değil, genellikle bütün insanlara karşıydı. Bu, küstahlık veya kabalıkta değil, onun güler yüzlü yumuşak bir insan olarak gözükmediğinde ifadesini buluyordu. O, ES’ler hakkında yazıyor ( ve öyle yazıyor ki, bu parlak bir yankı uyandırıyor), ND’leri gideriyor ve bana öyle geliyordu ki, bu, onu daha açık, daha mutlu görünen biri yapmalıdır, fakat gerçekte sen, ilk bakışta oldukça soğuk ve sanki bütün insanlardan uzaklaşmış birini görüyorsun ve herhangi bir rengarenk mutluluk onda görülmüyor. Benim için bu çok tuhaf idi. İşte, kucağı herkese açık parıldayan bir mutluyu sen Bodhi’de göremezsin.

Bodhi ile temas esnasında, özellikle eğer sen onunla bir gün değil ve hatta bir ay da değil, daha uzun bir zaman görüşüyorsan (ki önemli değil – yüz yüze veya mektuplar ve konferanslar aracılığıyla), şöyle bir şeyi farketmek mümkündür. O, kendi görüşünün, ilgisinin ifadesinde sık sık çok doğrulu ve hatta serttir. Tabii ki o, görüşünün neye dayandığını ayrıntılı bir şekilde açıklar, ancak bundan onun sözleri daha yumuşak olmuyor. Bu keskinliği herhangi bir şey olarak kabul etmek mümkün, herkes kendine göre bir şey görür. Daha sık onun haksız yere kati, inatla kendi görüşünde ısrar ettiği ve açık, kanıtlanmış açıklamalar istediği izlenimi oluşuyor. Bu keskinlik – cerrahın neşteri gibi, bu – tavizsiz bir samimiyetin belirmesidir. Bodhi – tavizsiz olarak samimi bir insan ve eğer o, bir şeyi yapmak istiyorsa o, onu yapıyor. Ya evet, ya hayır, ve hiçbir belirsiz kaçınmalar olmamalıdır. Ve diğer insanlara karşı onun yaklaşımı aynı: eğer ND’leri gidermek istiyorsan – tersyüz ol, duvara tırman, gücünün üstünde bir güc kullan, ama bunu yap. Ve, olabilir ki, Bodhi, sana şu aşağıdaki kelimeleri söyleyen tek kişi olur – “sen kendini bir hiç olarak gösteriyorsun ve şu an hiçbir şeye yaramıyorsun, çünkü ben, sloganlara bakarak değil, sonuçlara bakarak hüküm veriyorum.” Ve, sonuçlara ulaşmak için sen, kırılganlığını uzak bir yere atmalısın ve davranmalısın, ve gücünün üstünde bir gücü eklediğin zaman bundan önce nasıl silik bir şey olduğunu kendin anlarsın ve onun(Bodhi’nin) haklı olduğunu da anlarsın. Eğer kederlenmeleri yok etmek istiyorsan, onları tam anlamıyla yok etmek lazım ve, eğer ND’leri gidermek istiyorsan, onları tam anlamıyla gidermek lazımdır, ve burada hiçbir varyant, hiçbir uzlaşma yoktur – ND, ya giderilmiş, ya da giderilmemiştir

O, senin başını okşamaz, senin zavallı olduğunu ve herşeyi başarabileceğini söylemez, o sadece tavsiyeler veriyor ve eğer sen onları takip etmez ve tekrara onun yanına gelirsen, önceki tavsiyesini yerine getirmediğin için daha başka bir şeyler sormak yersiz olduğunu sert bir tavırla söyleyebilir. Onun içindir ki, eğer sen acıyan ve “durumu anlayan” bir dost istiyorsan, onu başka bir yerde aramak zorunda kalacaksın, Bodhi böyle bir şey için yaramaz. Ben, kendi tecrübemden dolayı görüyorum ki, onunla teması dozlamak lazım, o, sık sık yanında bulunarak senin için yeni bir alışkanlık, günlük hayatının bir parçası olmasın diye.

Bodhi – buna inanmak ne kadar zor olsa da, hayatının tümünü – başından sonuna kadar – kendisini mekanik olan herşeyden kurtulma pratiğine adamış bir insandır. Ve eğer sen, sadece görüşmek istiyor ve o an Bodhi’nin dışında seninle konuşacak başka hiçkimseyi bulamadıysan, onun tavrı seni fena bir şekilde incitebilir. Bodhi’nin yanında bulunduğun zaman, %100 aynı pratikle meşgul olmak sana kalan tek şey ve , ne kadar çok samimi bir ilgi ve kurtuluş hevesi sende olursa, Bodhi’yi o kadar yakın hissedersin, o da seni. Eğer sen, kederlenmelerden kurtulma, esinli sezgilere yönelme hevesiyle yanarsan, belki de Bodhi’den daha yakın bir insanı bu dünyada bulamazsın – hiçkimse bu kadar zamanı, dikkati ve diğer mümkün olan herşeyi senin için ayırtetmez. Eğer sen bu hevesinde soğuyorsan, onu kadar ilgisiz ve sana karşı soğuk davranan bir insanı bulamazsın.

Onun doğruluğu ve katiliği sadece kırmaktan başka ters etkiye de getirebilir. Benim, diğer insanların görüşlerine kendimkinden daha çok güvenmeye eğilimim vardır, eğer bu görüş emin bir tarzda ifade ediliyorsa, ben ise şüphe ediyorum – bu, böyle midir veya böyle değil midir? Bu, benim esas sorunumdur. Onun için, Bo’yu dinlerken, bende ne yapmak istediğini her zaman bilen, herşey ondan sorulabilen ve her işte onun görüşlerine göre davranmak mümkün olan “akıllı dayı” stereotipi oluşmuştur. Buna kendimi kaptırmamak benim için zordu, çünkü ben gerçekte de onun dediğinin aynen öyle olduğunu görüyorum. Ve, bir taraftan bu akıllı dayı herşeyi açıklayabilir ve tavsiye verebilir, diğer taraftan ise sen ondan korkmaya başlıyorsun, sert bir öğretmenden veya ana-babadan korktuğun gibi. Sen, onda canlı insanı artık hissetmiyor ve görmüyorsun, bundan ise en önemli şey kayboluyor – sen onda samimiyeti hissetmiyorsun, karşında sanki hakikatleri söyleyen ve her davranışında, her fikrinde açıklık isteyen bir robot. Sonuçta, bir mefhumsal tabakanın yerinde (yaşlılara hürmetle davranmak, evini temiz tutmak, herkesi doğum günleriyle tebrik etmek LAZIM) başka bir tabaka yetişiyor – duyguları gidermek LAZIM, akraba ile irtibatı kesmek LAZIM, bütün zamanı uygulamaya vermek LAZIM, bu ise aynı hürriyetsizliktir. Sen, daima kendini yeteri kadar yönlenmemiş hissetmeye başlıyorsun ve ND’lerin ortaya çıkması, ki bu zaten çok nahoştur, yeni ND ile kaplanıyor – o ilkini yaşadığın için. Bodhi, yeni kuralları ve ananeleri olan senin yeni ailen olabilir, fakat bu, aptalca bir hayaldir, çünkü hiçbir kural ve anane onda yok, bu, benim tahrif edilmiş kavrayışımın sonucudur,ki eğer birini “dinlemek “ değil de, “dinlemeye”(ona itaat etmek manasında) başlıyorsan, bu kişinin kim olduğu artık farketmez. İtaat ettiğin zaman sen, artık kölesin. Bu sorunu, yanında kimin bulunduğuna bağlı olmadan çözmek lazımdır. Eminim ki, böyle bir kederlenmenin mümkün olduğu bilgisi Bodhi’ye dini yaklaşımdan kaçınmaya yardım edebilir. Ben, şöyle bir şeyde kendine hesap vermeyi teklif ediyorum, ki sana bir şey yapmaya teklif ettiği zaman o, senin böyle yapman için mutlu bir istek yaşıyorsa da , ancak mekanik tercihlerin sahibi değildir, yani övmez ve azarlamaz, bu, senin için “iyilik” isteyen ve ciddi soran bir baba değildir. O, tespit edebilir – evet, sen bunu yaptın veya hayır, sen hiçbir şey yapmadın, fakat bu, onun ilgisinin sonucu değil, bu, tespitin kendisidir. Bodhi’nin ölçüm aleti olduğunu düşün, o, not veriyor, buna “Bodhi’nin indeksi” diyebiliriz, fakat çalışmaların yerine getirilmesi – gönüllü bir iştir. Tedavi olmak istiyorsan – tedavi ol, istemiyorsan – çürümeye devam et. Bodhi, sende ES’lerin belirmesini, ND’lerin olmamasını istiyor ve, ne kadar çok ES’ler sende varsa, onun sempatisini o kadar daha parlak hissediyorsun, fakat o, hürriyeti ancak kendi gücünle kazanabileceğinde kendisine açıkça hesap veriyor; ve bunda hiçkimse hiçbir şeyi senin için yapmak durumunda değildir.

Bodhi’yi kavrayışının bir bakış açısı daha vardır – akıllı ve bütün sorularda bilgili biri olarak. O, kendine güvenmeyen insanlarda da beliriyor. Bodhi’nin tavırlarına bakarak ve bunların onun serbest belirmesi olduklarını anlayarak sen, aynısını yapmaya başlayabilirsin, yani onun konuşma tarzını, ifade tarzını, değerlendirmelerini kopye edebilirsin ve sonuçta onun düşündüğünü ve konuştuğunu sen de düşünecek ve konuşacaksın, ancak hürriyeti hissetmezsin, çünkü önemli olan şekil değil, önemli olan açıklık ve samimiyettir. Taklit yalnız biçimsel ise, kimi taklit etmek, önemli değil. Sen, aynı aptal olarak kalırsın, hatta Budda’nın oturuşunu veya yemek yeme tarzını mekanik olarak taklit etmeye başlarsan bile. Bu, benim için ciddi bir problemdi: bir şey söylüyorum, kelimelerin manası tam anlatmak istediğim gibi, fakat ifade şekli – tam “Bodhi gibi” (ben kendim bunu hissediyorum) ve bundan kelimeler boş, samimiyetsiz oluyorlar. İlginç olan şu ki, bu şekilden kurtulduğun zaman, onun, senin olmadığını anladığın zaman ve istediğin gibi konuşmaya başladığın zaman, senin söylediklerinin aynı mana ve hatta benzer şekil taşıdıklarını hayretle görebilirsin, fakat bu, artık başka – bu asıl senindir, onun dışarıdan bodhininki gibi gözükmesi de artık önemli değil.

Sonuç şöyle – seni, diğer insanlardan bağımlı yapan bütün kederlenmelerin Bodhi’nin yanında sorunsuz bir şekilde Bodhi’den bağımlı haline gelirler. Kederlenmelerin tesir mekanizması yönlendirilen objesinden bağımsız olarak çalışır.

Daha, çok önemli ve anlamak için zor olan noktalar vardır. Ben yukarıda, eğer sen gerçekten kendini, hayatını değiştirmek, griliğin ve günlük hayatın bataklığından sıyrılmak hevesiyle yanıyorsan, Bodhi’yi çok yakın bir insan olarak hissedeceğin hakkında yazmıştım. Ancak burada da herşey tek kelime ile anlaşılır değildir. Bodhi’nin, senin hevesinin termometresi olduğu söylenemez, yani sana dikkat ediyorsa, demek sende başarılar var, fakat eğer sana karşı somurtkan ise, demek gelişmelerin yoktur. Kitabı okuyarak ve Bodhi’nin teklif ettiği metodlarının içeriğini anlayarak ben, onun insanlarda bulunabilen bütün budalalığı “baştan sona kadar” incelediğini görüyorum. Onun çıkardığı metodları izleyerek görüyorum ki, bütün bunları bu kadar iyi anlamak, kendi içinde izlemek için çok samimi bir insan olmak lazım, kendi kendine tam bir eşek olduğunu, kafanın içinin neyin iyi, neyin kötü olduğu hakkında hiçbir esasa dayanmayan kurallarla dolu olduğunu, herşeye mekanik olarak, düşünmeden tepki gösterdiğini ve hemen hemen hayatının tümünü diğer insanların senin hakkında neler düşündüklerini, sana nasıl baktıklarını düşünerek veya geçen günleri hatırlayarak, veya yaklaşan öğle yemeğini hayal ederek, veya yarın yeni elbiseyi giyip sokağa nasıl çıkacağını tasavvur ederek, ve buna benzer düşüncelerle geçirdiğini itiraf etmekten çekinmemek ve korkmamak lazımdır. Çalışmanın tümü şunda kuruludur: sen, yavaş yavaş kendi sefilliğini görmeye başlıyorsun. Şahsen benim için bütün bunları kendi kendime itiraf etmek çok sevimsiz bir işti önceleri ve şimdi de öyle kalıyor – ne de olsa hepimiz akıllı ve büyük olmak istiyoruz, herkes bunu heves ediyor. Bodhi’nin kitabı – bu, onun bundan önce tam bir deli, çok kederli bir insan olduğunun itirafıdır, çünkü bütün bu kederlenmeleri, onları kendisi yaşamadan, aptal, kindar, mekanik bir yaratık olmadan nasıl araştırabilirdi ve işte bu, samimi olmak anlamına geliyor – gerçeğin gözlerine açıkça bakmak, o gerçek nasıl olsa da.

Bodhi’deki bu samimiyeti aklımla anladığım halde gerçek temaslarda ben onu çoğu zaman fark etmiyorum. Bu, neden ve nasıl oluyor anlatayım. Bodhi’nin davranışları sık sık açıkça belli olan düşmanca bir ton taşıyabilir – onun, inatçı, kendi tecrübesiyle doğrulanmayan şeyleri kabul etmeyen, sadece vermek istediği tavsiyeleri vermek isteyen ve inatla sana uygun olan tavsiyeleri vermek istemeyen biri olduğu gözükebilir. Bütün bunların gerçekte nasıl olduklarını anlamak imkanını sadece senin tecrüben verebilir – eğer sen tavsiye istiyorsan, onun yazdıklarını veya söylediklerini uygula ve, herhangi mekanik tercihlerin ve samimiyetin bağdaşmaz şeyler olduklarını kendi derinin üzerinde anlarsın. Bodhi’nin yaptığı ve tasvir ettiği herşey, şöyle bir şeye götürüyor: senin benliğinin kederli parçası eriyor, aydınlanmış olanı ise – kuvvetleniyor. Bo’nun kitabını ne kadar çok okursam, ne kadar çok istediğim şeyleri yapıyorsam, ekstatik ES’lere ulaşıp, bu kadar etkili pratikleri üretip bunun yanında herhangi kederli istekleri olan bir yaratık olarak kalmak imkansız olduğu anlayışı o kadar net olmaya başlıyor. Yine de kendi tecrübeme bakarak görüyorum ki, oraya sızamazsın bile, eğer bir damla kadar ND’lerin varsa. Günlük hallerin çemberinden tamamen sıyrılabildiğim zaman, Bo’nun yazdıklarını yaklaşık olarak o zaman anlayabiliyorum. Oraya dalmak bir yana, o başka dünyaya bir an için olsa da bakmaya ancak yetişiyorum, Bodhi’nin orada kendisini su içinde bir balık gibi hissettiği dünya – ben, bunu onun bu konu hakkında çok olan bilgisinden görüyorum ve oraya girdiğim zaman ben, onun gördüğünün aynısını görüyorum, ben yalnız bunları tanımaya başlıyorum. Her çaba ile beraber ben, gördüğüm şeylerde bir zamanlar Bodhi’de okuduklarımı tanıyorum ve bu, gitgide çoğalıyor. Ben, sanki onun izlerini takip ediyorum, fakat kişiselliğimden bir zerre bile kaybetmiyorum – ne farkeder ki, bunları senden önce kimse yaşadı mı veya yaşamadı mı, sen şu an bunları yaşıyorsun, işte önemli olan budur.