Anasayfaya
<< Açık Şuura Giden Yol >>

<< Makaleler 01 >>


0006. Psi:

“PD – ND’lerin pozitif karşılıkları”.

 

Günlerin birinde PD’lerin “sakameti” bilinci doğdu. Burada PD’lerin, aslında ES değil, özellikle ND’lerin pozitif karşılıkları olduklarını belirlemek lazım. Onları hissetmek, acayip bir şekilde nahoş ve saçma idi. Mesela, bana kompliman yaptılar, üstelik, öyle geliyor ki, hak edilmiş bir kompliman, ve ben sevindim: “sana, meziyetlerine göre değer biçmeleri çok güzel”. Hemen bu duygudan, sanki bir kaynaktan, dereciklerin aktığını izlemek mümkün oldu: ben, gururun (üstünlük duygusunun) ve tam değerlendirilememek endişe-esef-kaygı’nın dürtülerini hissettim, yani PD belirmesinin kaçınılmaz bir şekilde ND’ye neden olduğu (ve tam tersine ) anlayışı geldi.

Böylece, ND’leri gidermek tecrübesi biriktiği müddetçe ve onların temelinde yatan mefhumların takibi esnasında, birçok mefhumun ND’lerin pozitif karşılıkları içinbir de esas teşkil ettikleri anlayışı geldi. Ben kasten burada “karşılık” terimini kullanıyorum, çünkü PD’leri ve ND’leri – bir ejderhanın iki başı olarak algılıyorum, bu başlara sembolik renklerini ise biz kendimiz, kavramsal zihniyetten dolayı veriyoruz. Boş sözlü olmamak için bir iki misal getireceğim. Önümüze ilk çıkan ND’yi alalım. Bu, sinirlenme olsun. Tipik bir durum: ben uyuyorum, uykuya yeni daldım. Beni, telefonun çalması uyandırıyor. Tepki – sinirlenme. Mefhum arıyorum. “Herşey, benim istediğim gibi, bana uygun bir şekilde olmalıdır. Beni hiçbir şey rahatsız etmemeli”. Tamam, mefhum açığa çıkarıldı ve dağıtılmalıdır, fakat ben, herşey bana göre olduğu zaman, eğer doyum-sevinç-memnuniyet’i hissedeceksem, ona takılmaya devam edceğim. Ve böylece bu kavramı, “var olmayı hak etmiş” bir kavram olarak saymaya devam edeceğim, ancak bunda kendime hesap vermeden. Kendi hoşnutluğumla ben, hoşnutsuzluğun meydana gelmesi için gerekli şartları yaratıyorum, çıkış kavramın dağıtılması ise muazzam bir çalışmaya dönüşüyor: bir adım ileri, iki geri.

Veya,örneğin, haset. Durum: “Açık Şuura Giden Yol”u okuyorum, orada yazılanları hiç anlamıyorum, fakat “aydınlanmış” olmak çok istiyorum. Ben – anlamıyorum, “onların tümüne” ise bu – çok basit. Tepkilerimden biri – daha çok “ilerlemiş”, daha çok serbest olanlara karşı haset. Mefhum arıyorum. “İnsanda, ne kadar daha çok serbestlik ve “iyi” nitelikler varsa, ne kadar daha fazla biliyor ve anlıyorsa o, bu niteliklerden yoksun olanlardan o kadar daha iyidir ( veya kendisinden, bu nitelikleri edinmeden önceki halinden daha “iyi)”. Ve şimdi, eğer ben, “ben – iyi kalpliyim” fikrinden veya üstün derecede Japon dilini bildiğimden, veya insanların hayatlarının zor anlarında bana tavsiye almak için müracaat ettiklerinden dolayı hoş duyguları yaşıyorsam, böylece yukarıda işaret edilen mefhumun kültivasyonunu yapmaya devam ediyorum.

Devam ediyoruz. Kıskançlık. Kocam beni aldatıyor. Ben kıskanıyorum. Mefhum: “koca, karısını aldatmamalı”. Ve, kocamın bana sadık olmasından ve başka kadınların onun için var olmamasından dolayı sevinç ve memnuniyet duyduğum zaman ben, böylece bu mefhumu kökleştiriyorum. Demek oluyor ki ben, PD almak istediğimde vaz geçmeye çalıştığım mefhumları sağlamlaştırmaya devam ediyorum. ND’lerin pozitif karşılıkları, çekici kavrayışlar olmaya devam edene kadar, farklı yönlerde giden isteklerin çelişkisi ortaya çıkıyor, fakat PD yaşamanın ne kadar zehirleyici olduğunu fark etmeye başladığım zaman çelişki ortadan kalkıyor.

Buna benzer zincirlemeleri aksi yönde de kurmak mümkün, PD’lerden başlayarak mefhumun içinden eşdeğer ND’lere doğru ( edinme mutluluğu – “tanım itibariyle BENİM şeyler(eşyalar) vardır” – kaybetme acısı, yitirmekten duyulan esef v.s.).

ND’leri gidermek için kuvvetli bir isteği hissetmek gayet kolay ise ( ki birçoklarını kendine pek dikkat etmeyen insan bile “acı” olarak niteliyor, böylece onları yaşamak istemediğini vurgulayarak), PD’lere karşı ilk başta böyle bir şey görülmüyor. PD, birçok kişi için, özellikle sürekli ND yaşayanlar için – bu, istenen kavrayışlardır ve, ancak onların temelinde yatan mefhumların keşfi ND’lerin de, PD’lerin de aynı kökten bittiklerine ikna edebilir. İnsan, ne kadar az ND yaşıyorsa, PD ona o kadar az çekici görülüyor, ES’ler görülmeye başladıklarında ise PD’lere karşı, ND’lere karşı olduğu gibi onları hissetmek için yaklaşık aynı parlak isteksizlik doğuyor.

ND’lerde ve PD’lerde aynı mefhumsal kökün keşfi + mefhumun açıkça incelenmesi – bu, mefhumun altını iki taraftan da kazımaktır.

ES’leri PD’lerle nasıl karıştırmamak? Mesela, a) şefkatten, sempatiden doğan sevinci b) bir şeye sahip olmaktan meydana gelen “sevinç”ten nasıl ayırmak? Birincisi, bu kadar farklı kavrayışları tanımlamak için aynı kelimenin kullanımını kesmek amaca uygun olur ve sahip olmaktan doğan PD’ler varsa, ben “sevinç” yerine “doyum” diyeceğim, çünkü bu kelime PD için daha kesin bir anlam taşıyor.

İkincisi, ben burada çok sevdiğim “neden?” sorusunu kullandım. Mesela, PD fışıltısı ortaya çıktığı zaman ben, kendime soruyorum – ben neden seviniyorum? Eğer cevap semantik olarak “sahip olmak” anlamına geliyorsa, demek burada en azından doyum karıştırılmıştır, fakat eğer cevap semantik olarak sahip olmaya işaret etmiyorsa, demek bu, ES’lerdir. Başka usuller Bodhi’nin kitabında tasvir edimiştir.

Fakat bu, ayırtetmenin sadece ussal tarzıdır, sonuçta ise daha güçlü olan istek ağır basıyor. Eğer bu duygunun PD olduğu sonucu ortaya çıkar, ama bununla birlikte onu yaşamak için güçlü bir istek gösterilirse, o yaşanmaya başlar, ondan sonra da genel durum daha çok zehirlenmiş olmaya başlar, sonuçta her türlü isteklerin çöküşü meydana gelir, başka ES’ler yok olur ve bu tecrübe, PD’leri gidermek isteğinin onları yaşamak isteğinden daha güçlü olması yönünde bir isteğin ortaya çıkmasını etkileyebilir, halbuki asıl istekler değişimlere yol açıyorlar. Böylece terazinin kefesi doyumdan PD’leri giderme sevincine ve bundan doğan yeni ES’leri yaşama mutluluğuna doğru ağır basmaya başlıyor. Eğer “neden” sorusunun cevabı, mesela, şöyle ise: “çünkü bugün planladığım şeyleri gerçekleştirebildim”, ben hemen kendime soruyorum: “demek, eğer bunu başaramazsam, ben ne, üzülecek miyim?” – ve doyum hemen zayıflıyor. Veya: “ben seviniyorum, çünkü uygulama çalışmalarında belli bir ilerleme görülüyor”, soru: “demek ben, eğer ilerleme görülmezse, sinirleneceğim ve kendi kendimi yereceğim? Halbuki gerileme, hatta uygulamadan düşme bile olabilir, demek, böyle bir durumda ND yaşamak zorunda mıyım?”, ve doyum gidiyor.

“Doyum gidiyor” cümlesi, kederli insanlarda otomatik olarak memnuniyetsizliğinortaya çıkması anlamına geliyor, fakat ND’leri giderme pratiği ile uğraşan biri için bu, böyle değil – uygulayıcıda doyumun gittiği, memnuniyetsizliğin de ortaya çıkması için her türlü denemeleri aniden durdurulduğu zaman, ES’ler ortaya çıkmaya başlıyor. Böylece ben, doyum uçup gidiyor dediğim zaman bu, sevinci gri bir duruma, derin hüzün haline değiştiriyorum anlamına gelmiyor. Ben, zehirleyen memnunluğu değiştiriyorum, daha çok da zehirleyen memnuniyetsizliği gideriyorum, ve işte o zaman ES’lerin ortaya çıkmasından sevinç duymaya başlıyorum. Mefhumsal olarak koşullandırılmış doygunluk uçup gittiği zaman, bunun nasıl ağır bir yük olduğunu apaçık bir şekilde hissediyorsun: o zaman onun yerine kurtulma duygusu geliyor, ve bu, ne kadar hafif, belirsiz, güç farkedilen bir duygu olsa da, o, içinde gerçek hürriyetin lezzetini taşıyor. Mefhumsal olarak koşullandırılmış memnuniyetin gidermesinden sonra mutsuzluk gelmiyor – keskin bir kurtulma duygusu geliyor. Ve işte o, ND’lerin pozitif eşdeğerinin başarıyla giderilmesinin ölçeğidir, fakat eğer PD’lerin giderilmesinden sonra bu sakin de olsa çok keskin hürriyet duygusu ortaya çıkmıyorsa, bu, kendimde günlük otomatizmin belirmesine – memnuniyetin yerine hoşnutsuzluğun ortaya çıkmasına – izin verdiğim anlamına geliyor.