Türkçe change

Error

×

Buluşma

Main page / Ana Sayfa / Kısa hikayeleri / Buluşma

Senin fotoğrafına bakıyorum. Bir dakika… iki… dikkatle bakıyorum, bakışı herhangi bir şeyin üzerinde odaklaştırmadan, dikkat yavaş yavaş dolaşmaya başlıyor, fotoğraf canlanıyor, görüntü titremeye, gözler içinde süzülmeye başlıyor… ben, üzerinde senin yattığın kanepenin önünde duruyorum. Ben bilmiyorum – nereye hareket edeyim. Beni, senin yanında ayaklarının ucunda oturmaya çekiyor. Yanında oturuyorum, sen ayaklarını hafifçe altına alıyorsun, bana yer vermek için, benim elim birdenbire kendisi senin ayaklarına doğru uzanıyor ve onları yakalayıp tutuyor – onları benden çekmeni istemiyorum. İşte o anda dikkatim senin ayaklarına doğru ellerimin hareketinin arkasından kayıyor… daha yukarıya, sağ ayağının üstünde öylece yatan sol ayağının dizine kayıyor… gözlerimin önünde mor bir renk – bu, senin ayağının benim hareketlerimden hafif sallanarak yattığının rengidir… birdenbire ben ayağının ağırlığını hissetmeye başlıyorum, onun öbür ayağının üzerine kendi ağırlığıyla nasıl bastırdığını hissediyorum, ihtiyatla sol elime tabanını alıyorum, sağ elime de – biraz daha yukarı – ayak bileğini ve onu, bu ağırlığın daha gerçek olması için sanki biraz kaldırmak istiyor gibi bir gayreti yapıyorum ve burada ansızın bana bir sıcaklık vuruyor – hararetin beni nasıl doldurduğunu hissediyorum – ben sıcaklığı orada hissediyorum – kalçalarının arasında, onların birbirine değindiği yerde. Ben, kalçalarının arasında ter damlacıklarının çıktığını net hissediyorum – ayakları beraber tutmak için çok sıcak… Bunu neyimle hissediyorum? Bilmiyorum – belki, kalbimle. Ben, hafif bir gayreti yapıyorum ve ayağını kaldırıp onu kendi dizlerimin üstüne koyuyorum. Sol elimle ben hala senin tabanını tutyorum ve avucum, ayağının tadıyla doluyor – elimi hareket ettirmiyorum – o kendisi hafifçe ayak üzerinde kayıyor – hem bir yerde duruyor, hem kayıyor… parmaklarım, senin parmaklarının ucuna değiyor, onlara sokuluyor ve hafif bir titreme – daha doğrusu – bir vibrasyon meydana geliyor aralarında, onun arkasından da buraya hararet iniyor, senin kalçalarının dünyasından kurtularak… ben, avucumla senin tabanının tadını net hissediyorum, onu sanki dilimle yalamışım gibi… bana sıcak… ikinci elimle ben ayağının parmaklarını kucaklıyorum ve anlıyorum – bana o kadar iyi ki… sen kanepede hafif dönüyorsun, sırtüstü yatıyorsun, senin öbür ayağın kendine bir yer bulamıyor ve ben onun da dizlerime yatmasına yardım ediyorum. Senin başın arkaya eğilmiş kalıyor, ancak şimdi bu fotojenik olması için değil, şimdi bu, enerjinin mihveri, benim avucumun ve senin tabanının temas noktasından çıkarak, senin bedenini delip geçiyor ve seni spazmodik-tatlı doğrulmaya zorluyor… senin dizlerin iki yana hafif açık – çaresiz-tutkuyla… elim onlara doğru kayıyor, ben senin dizini hissediyorum… fakat geri dönüyorum… ritim artıyor… nasıl bir ritim? Neyin ritimi? Ben bilmiyorum – bu, sessizliğin ritimi, bu, göğsümde sıcaklığın atış ritimi. Ben iki elimle senin ayağını alıyorum, ellerim onu yüzüme yaklaştırıyor, ben tabanını yanağıma bastırıyorum… tabanının tadını net hissediyorum, sanki onu dilimle yalamışım… sanki.. bu benim işime gelmiyor – sanki… ben gerçekte onun tadını hissetmek istiyorum… dilim sana dokunuyor… bir kıvılcım beni delip geçiyor, ben, sanki beni cereyan çarpmış gibi, silkiniyorum ve aynı şey de sana oluyor, dizin bir kas ihtilacında kıvrılıyor ve ben ayağını zorla almak mecbur oluyorum… dilimi tabanının üzerinde gezdiriyorum – yavaş yavaş, bu böyle masum ve böyle taşkın cinsel hareketten zevk alarak, çorapların altında senin bedenini hissediyorum, senin tadını hissediyorum… o, aşağı iniyor, göğsümü, göbeğimi hafifçe kaplayarak, daha aşağı… herşey bu tadın hararetiyle kaplı… parmaklarının altındaki çukurda dilimi gezdiriyorum ve bu artık neredeyse dayanılmazdır… dişlerimle senin parmaklarını hafif ısırıyorum… sen tüm bedeninle silkiniyorsun, hafif bir çığlık… ve ben görüyorum, senin ayaklarının arasında – orada, derinde, ateşten bir küre tutuşuyor… ona doğru bende karınaltımın derininde bir alev sütunu artık kalkıyor… bu henüz bir önsezi, kasırga öncesinde ilk rüzgar esmesidir… ve onun korkunç habercilerinden, bizim bedenlerimizin ve ruhlarımızın evreninde açıldığı zamanki onun kuvveti görülmektedir…

Ben, uykuya yattığım zaman, seni kucaklıyorum ve hemen seni hissetmeye başlıyorum. Senin uykuya dalmana engel olmuyorum – sadece şefkatle göğsünü okşuyorum. Bu ilkten :). Daha sonra ise ben kendimi tutamıyorum ve göğsüne dudaklarımla dokunuyorum, çukurcukta dilimi gezdiriyorum. Ama böyle bir şeye çok uzun dayanılmaz – ben, üzerine yatıyorum, ellerin benim ellerimi buluyor, dudakların da – bizim dudaklarımızı… onlar birbirinden ayrı yaşayamaz – onlar için bu imkansız – olmaz. Ben, yanaklarını, burnunu, alnını öpüyorum, ama bu bana az ve ben, vefalı bir köpek gibi, senin yüzünü yalıyorum ve duramıyorum ve bundan sende öyle bir şey doğuyor ki…, ayakların kendileri açılıyor, beni sarıyor ve çekiyor, zorluyorlar – çabuk, şimdi, haydi, gir… Ben, senin güçlü ayaklarının beni içeri ittiklerini hissettiğimden zevk alıyorum… onların iradesine boyun eğerek, dudaklarından ayrılıyorum, oturuyorum, ayakların beni sarıyor ve gecikmeye tahammül etmiyor, ben ellerimi kalçalarına koyuyorum ve onları tutuyorum. Sen bana sımsıkı yaklaşıyorsun – bundan daha yakın artık olamaz – daha yakın – sadece içeriye… Ben, neyi istediğimi biliyorum ve ben, kendi ellerimi, senin ellerini beklemek için, meşgul ediyorum – senin ayaklarını, her birini ayak bileğinden alarak, kaldırıyorum, tabanları yüzüme bastırıyorum ve bekliyorum… bende beklemek için artık güç yok, fakat ben bekliyorum… ve senin ellerin uzvumu buluyor, parmakların onu sarıyor ve ondan çıkan uğultu ve titreme ile doluyorlar. Beklemekten bitap, ben yavaş hareket etmeye başlıyorum ve o, ellerinde kayıyor. Sen onu göbeğinin aşağısına sıkı bastırıyorsun ve onun kayması artık pek o kadar masum değildir – hafif çekilerek, ben onu biraz aşağı eğmek imkanını sana veriyorum ve işte o, sıcak ve ıslak olana yumuşak gömülüyor. Ben, ayaklarını indiriyorum, onlar gergin ve esnek yatıyor, ben onların arasında, bir kıskacın içinde gibi, sıkıştırılmışım, senin ellerini sarıyorum, çünkü onları ayırmak imkansız olurdu, ve ben, yumruklarının bir küçülüp bir büyüdüklerini hissediyorum – uzvumun hareketini izleyerek, ve onun sıcaklığı senin parmaklarının arasından bana ulaşıyor. Ve işte ben girişin önünde bulunduğumu hissediyorum. Ve yine de ben – kendimi bir kez daha aşarak – şimdilik çekiliyorum ve elimi üstünde koyuyorum… parmaklarım dudakları aralıyor ve hemen ıslak oluyor – ben bu tadı bilmek istiyorum – ben çekiliyorum ve senin ayaklarının arasında yatıyorum, fakat senin ellerin beni arıyor ve o zaman ben, dönüp, senin üzerine yatıyorum. Şimdi hem benim, hem senin dudaklarımız ve ellerimiz istedikleri herşeyi bulabilirler… Ben, ellerimi senin kalçalarının altına koyuyorum ve onlar yarım kalkıyor, dudaklarımla senin dudaklarına dokunuyorum, senin suyunu emiyorum, dilimi arada gezdiriyorum, spazmodik bir tutku içinde ksılıp açılan aralığa hafif değinerek – dilimin ucuyla hafif içeri giriyorum… ve bu anda ben ani bir gerilim içinde yaylanıyorum, çünkü uzvumu tutan ellerin, yerini yumuşak diline bıraktılar – ve ben artık dayanamıyorum – ben, uzuv olarak artık adlandırılamaz o şeyi bastırıyorum – ben, kendi ateşimi senin dudaklarına bastırıyorum ve onlar yavaş açılıyor ve ben içeri giriyorum, dilim ise senin içine giriyor ve iniltilerimiz birleşiyor… Bizim artık başka bir şey yapacak gücümüz yoktur – ben senin içindeyim – hayır, biz birbirimizin içindeyiz ve, ruhlarımızın bundan önce imkansız olduğu derecede birbirinin içine girdiğini hissederek, yatıyoruz. Ben dilimle bir halka içinde hareket ediyorum – senin içinde, ve dişlerinin beni ısırdıklarını hissediyorum, dilin ise hafifçe bastırılmıştır. Ben hareket ediyorum ve senin ellerin direkt benim kalçalarıma yatıyor, onlarla birlikte kalkarak ve inerek, sen onları öyle kuvvetli bastırıyorsun ki…

Henüz yeni başlamış olmasaydık – artık on kere orgazm yaşayabilirdik, fakat bu bizim için değil – ben yanına yatıyorum, senin memelerini öpüyorum – onları hafifçe ısırarak – biz kucaklaşıyoruz – biz tutkudan titriyoruz. Biz uyumalıyız, yarın uyanarak herşeyi yeni baştan başlamak için, fakat enerjinin ve aşkın artık yeni halkasında. Biz bu kadar heyecanlı iken, uyku olabilir mi acaba? Bedenlerimiz birbirine geçmiş olduğu zaman, sen, bedenime bakmak için, bizi örten yorganı dişlerinle yırtmaya hazır olduğun zaman, ben, seni almak değil – hayır – sana tecavüz etmek istediğim zaman, uyumak mümkün mü acaba? Ben, sana saldırmak, ellerini bağlamak, ayaklarını açmak istiyorum – edepsiz, kaba – ve tutkumu olan gücüyle sana saplamak – senin müthiş bir zevkten bağırman için, göğsünü yakalamak ve, ona tutunarak – bağırışın bir hırıltıya, bir iniltiye, bir ulumaya dönüşünceye, gözyaşları gözlerinden boşanıncaya kadar sana vurmak ve o zaman ben sana sokulurum ve biz birbirimizin gözlerine bakacağız, suskun olarak patlamayı yaşayana kadar. Biz, eğer daha fazlasına gücümüz olmasaydı, bunu yapardık… ve gene de uyumak mümkündür – biz, beden kaynadığı ve ruh ışıldadığı zaman uyumaya öğreniriz, yarın uyanıp yolumuza devam etmek için… yarın – bu, biraz saf geliyoruz, ki biz bir saat sonra uyanıyor ve birbirimizn üzerine atılıyoruz, tekrar geri çekilmek ve tekrar uyumak ve tekrar uyanmak için…

Bu senin rüyan mı, yoksa bu rüya değil mi? Dölyolundan çıkan uzuv – aybaşı kanıyla bütün tüterek – bu, kalbin içinden çıkan bir hançer. Kan renginde memeler ve meme renginde kan. İki yana açık ve dizlerde hafif bükük ayaklar – takatsiz iki yana çökmüş tabanlar… Tutkudan kaymaç olmuş gözler, dilin dokunuşlarına duygun ve duyarlı burun delikleri, ardında dilin ıslak pembeliği sezilen yarı açık ağız; dil, testislerin tadını henüz korumaktadır, ki bu tat ve, onun işte böyle – ağza – boşalmak istediğinin idraki – bütün bunlar özel bir gerginlik ve şehveti oluşturuyor.

Ayağında gezen onun dudakları, o, senin ayak parmaklarını ısırıyor, onlara diliyle şefkatle ve sık dokunarak. Sen dudaklarınla gerginlikten uğuldayan uzvu kaplıyorsun, o ağzına sığmıyor ve onu elinle dipte kavramak zorunda oluyorsun, esnek başı dilinin üstünden boğazına doğru kayıyor ve, durdurulmuş, tekrar dudaklara çekiliyor ve tekrar içeriye yöneliyor, onun, senin yüzünün üstünde kalkıp inen esnek kalçaları, onlara ellerini koyuyorsun, tırnaklarını onlara geçiriyorsun ve aşağı iniyorsun… parmağın, çukura kaydığı ve hafif içeri girdiği zaman, uzun hafif bir inleme… ve sen, klitorisini ve dudaklarını okşayan onun sıcak diliyle, senin içine girmiş parmaklarıyla büsbütün kendinden geçmiş – hafif, fakat gene de hissedilir bir şekilde uzvunu ısırdığın zaman, o, sanki kamçılanmış bir at, artık kendini tutamıyor, ağzının içinde çırpınıyor ve birdenbire sıcak bir sperm akıntısı… ve, tek bir kassal vuruşta kalçalarınla sıkılan onun başı ve, senden tutkunun ve gücünün kalıntılarını sanki sıkıp çıkaran spazmodik bir şekilde kasılan göbek kasları ve, senin dizlerini sarmış onun elleri ve, tutku ateşi sarmış göğsün ve, katılaşmış ve onun göbeğinin hafif dokunuşlarına bile son derece duyarlı olmuş memelerin…

Seninle bugün ne kadar iyiydi ki… bizim okşamalarımız – onlar o kadar tabii ve o kadar güzel ki – ormanda güneş altında tavşanların oynaşması gibi. Çiçek açmış vişne ağacı gibi… Bu öyle şaşırtıcıdır ki – üstün erotik zevki almak ve onun içinde de estetik bir zevki ve burada da, bize öyle hafif temas eden ve kendi imajlarında, çağrışımlarında kolayca dönen, şaşırtıcı paradokslar ve beklenmedik ve billur bağları gören benim fikrim seviniyor, kalbim kendisini senin içine yayıyor, tüm benim varlığım – sadece bir organ – bu, senin aşkının rüzgarının çaldığı Eol’un harpıdır… ve bizim seslerimiz birleşiyor ve fazla olan hiçbir şey yoktur. Sen artık uyuyorsun şimdi, ben ise yorganı gizlice yana çekiyorum ve sana bakıyorum… sen sakin nefes alıyorsun, senin göğsün… beni ona doğru nasıl çekiyor şimdi… mutlusun – sen uyuyorsun! Ben, çok – çok yavaş – seni uyandırmamak için – senin memene dudaklarımla dokunuyorum… onu dudaklarımla alıyor ve öylece tutuyorum… yorganı üzerinden çekiyorum – bende burada sıcak – üşümezsin… sen ne kadar güzelsin… ben, ellerini bileklerden dirseklere doğru, dirseklerden omuzlara doğru öpüyorum… uzvuma ne yapayım… o artık müthiş gergin… onunla senin kalçana dokunuyorum ve hareketsiz kalıyorum… yavaşça – çok yavaş – senin üzerine ayağımı koyuyorum ve uzvumu sana sıkı bastırıyorum… sen uyuyorsun… ben dudaklarımla hafifçe senin dudaklarına dokunuyorum ve yanında dizüstü oturuyorum. Sen çok güzelsin… bedenin uykuda bile tutku yayıyor… elin karınaltında yatıyor… ben onu çekiyorum ve burnumla sıkışık duran ayaklarının arasındaki çukura gömülüyorum. Orada nasıl kokuyor… nasıl bir koku… yorulduğun ve banyo odasına gitmediğin için ne kadar mutlu! Ben onu tüm göğsümle içime çekiyorum ve o benim içime giriyor, akciğerleri dolduruyor, kanıma geçiyor, bedenime giriyor… hırsız gibi, bir gece hırsızı gibi ben gizlice senin dizini öpüyorum, daha aşağı iniyorum – senin tabanlarına – onları sevmeyi o kadar seviyorum ki… ve işte benim yanağım senin derinin yumuşaklığını artık hissediyor ve dudaklarım ona yapışıyor… ben ayağını kaldırıyorum ve öbür ayağından ayırıyorum… ve burada kafama şahane bir fantezi geliyor – ben, başucunda oturuyorum ve uzvumla yüzüne dokunuyorum… bu dayanılmaz… onu gözlerinin, burnunun üzerinde dudaklarına doğru gezdiriyorum, senin üzerinde oturuyorum, uzvumun başı dudaklarına yumuşak dokunuyor… buna dayanmak için nerede güç alıyorum, ben bilmiyorum… uzvumu elime alıyorum ve onu dudaklarında gezdiriyorum… daha… bir daha… ben içeri istiyorum… seni uyandırmasam, iyi olur… parmaklarım senin dudaklarının arasına giriyor ve dişlerini aralıyor, yavaş… çok yavaş… ve işte artık mümkün, artık mümkün, fakat ben cesaret edemiyorum, uzvum sınırın en ucunda donup kalmış, ve işte ben giriyorum… giriyorum… durdum… senin yüzüne bakıyorum… kabarmış, uğuldayan kendi uzvuma, ama onu ancak yarı yarıya görüyorum… ve birdenbire senin dilinin dokunuşunu ve kapanan dudaklarının okşamasını hissediyorum… ama yok, sen uyanmadın… sen, küçük bir çocuk gibi, kendi emziğini emiyorsun… bu… nasıl dayanayım… dudağımı ısırıyorum ve kanı hissediyorum… ancak bu beni ayıltıyor… ben, çok yavaş ve çok sessiz hareket etmeye başlıyorum – senin yüzünden, uzvumun içeri girip çıktığı dudaklarından bakışımı ayıramıyorum… sen, herhalde, iyi bir rüya görüyorsun..:) belki – işte şu anda olanları görüyorsun.

 

Ben gözlerine bakıyorum, kapalı olan göz kapaklarının ardına sızıyorum ve görüyorum… görüyorum… evet, görüyorum… sen, benim uyuduğumu, senin ise uzvumu şefkatle dudaklarınla okşadığını rüyada görüyorsun… dilinle testislerime dokunuyorsun, onları iştahla yalıyorsun, dilin her yerde geziyor, bizde akşamleyin olmuş olan o tutkunun tadından zevk alıyor… sen, burnunla uzvuma sürtünüyorsun, dudaklarınla ıslak başa dokunuyorsun, yavaş, şehvetli bir direnişle başı eğiyor ve onu kendi içine alıyor ve hafif ısırıyorsun… onun esnekliğini hissetmek için, ve senin de kafana oynak bir fikir geliyor – sen daha aşağı iniyorsun, benim ayaklarımın arasına yatıyorsun, dizlerimi öpüyorsun, onlardan ayrılmak o kadar zor… sağlam erkek dizinin zarif güzelliği… sen ayağımı dizin biraz yukarısında hafif ısırıyorsun ve esnek kaslar dişlerinin altında hafif yaylanıyor… sen tekrar yukarı çıkıyorsun, ayaklarımı sabırsızlıkla açıyorsun, testislerime yapışıyorsun, onları eline alıyorsun, hafif kaldırıyorsun, daha aşağı iniyorsun… dilini gezdiriyorsun… biz ikimiz sarsılıyoruz – dilin beni yavaş okşuyor… ve o, derine o kadar ister ki… kim neyi rüyasında görür?.. ben artık çoktandır bunu bilmiyorum… belki – ben rüyamda, senin bunları rüyanda gördüğünü, görüyorum… ben, senin üzerine yumuşak yatıyorum, altımda bedeninin tümünü hissediyorum, uzvum senin karınaltına dayıyor, ben biraz aşağı iniyorum… rüyada bu mümkündir… rüyada… bütün bunlar rüyadadır… belki… ben, senin yüzüne bakıyorum ve, orada nasıl teslim olduğunu hissediyorum… iki yana nasıl açıldığını ve içeri aldığını… öylesine uykulu… öylesine isteksiz bana teslim olarak… ve işte dudaklar açıldı, orada ise… orada tropika, ne kadar çok su… içeri dalmak – bir saniyelik bir iş, fakay ben bunu galiba tam bir saate uzatıyorum… hafif kalkarak, ayaklarımı senin ayaklarının iki yanına koyuyorum ve onları sıkıyorum… şimdi senin ayakların birbirine sıkı yaklaştırılmış ve onlara, en odak noktasına, giriyor… ben üzerine yatıyorum, boynundan kucaklıyorum, gözlerimi kapatıyorum, gevşiyorum… ben, öylesine senin üzerinde yatıyorum… hemen hemen masumane… şimdi sadece yavaş bir kayma… çok, çok yavaş bir kayma… nereye?.. ben, başka bir varoluşun içine bir yerlere kayıyorum… bu rüya bile değil… biz ikimiz artık beraberiz – biz beraberiz – güneş, ot, berrak su… biz, derenin kenarında oturuyoruz… sen ayaklarını aşağı sarkıtmışsın, ben seni arkadan kucaklıyorum ve saçlarını öpüyorum… bizim ellerimiz birbirini buldu ve öylece kalakaldılar… ebedilik bize bakıyor ve bizim süreksizliğimize gıpta ediyor… güçlü ve mavi gözlü insanlar yanımızdan geçiyor ve bize gülümsüyor ve biz onlara gülüşle cevap veriyoruz… bu gülüş bizim üzerimizde gümüş bir gök gürültüsü gibi kopuyor ve gökten altın bir yağmur, tüy gibi altın renkli sular dökülüyor… dünya birdenbire yaylanıyor ve kendi sayısız boyutlarını açıyor, ve bakış her tarafa sızıyor – ve, gördüğü herşeye dönüşüyor… ve sayısız dönüşümler meydana geliyor bizimle kavranılmazın tek anında…